Mümin Affediciliği ile İmanının Samimiyetini ve Derinliğini Ortaya Koyar


Affedici olmak Kuran’a göre ibadettir. Allah ayetlerinde şöyle buyurmuştur:


Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 22)

Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199)


Bir mümin için Allah’ın beğendiği bir tavrı yapmaması düşünülemez. Allah’ın beğendiği bir tavrı yapmamak için hiçbir gerekçe, bahane, tevil geçerli olamaz. Affedemediğini söyleyen ya da düşünen birinin her an Allah’ın affıyla ayakta durduğunu unutmaması gerekir. Bir Kuran ayetinde şöyle buyrulur:


Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azapla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır. (Kehf Suresi, 58)


Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayacak olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir. (Fatır Suresi, 45)



Allah, yaptığı hataları örttüğü, kötülükleri affettiği için hayatını devam ettirebilen insanın kendi nefsine yapılan en küçük bir şey için dahi “Affedemiyorum” demesi, olanca aczine ve zavallılığına rağmen nefsini bu derece değerli görmesi aslında ibret verici bir durumdur. Allah insanları sürekli affederken, tüm insanlara iyilikle ve nimetle karşılık verirken, bir Müslüman önemsiz gerekçelerle dünyaya dair konular için iman ettiğini, Allah’tan sakındığını, sadık olduğunu, vefalı olduğunu bildiği birini affedememeyi asla kendisine yakıştırmamalıdır. Mümin kendini affetme ya da affetmeme konumunda görmemeli, Kuran’a göre affetmenin Allah’ın beğendiği bir ibadet olduğunu unutmamalı, Allah “af yolunu benimseyin” buyurduğu için Allah’ın gösterdiğinden başka bir yol tutmamalıdır.

Affetmek Allah’ın beğendiği ve istediği bir ahlaktır. Her mümin namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek gibi affedici olmakla da yükümlüdür. “Ama o da şöyle söyledi, böyle yaptı”, “Ama yaptığı çok yanlıştı” gibi sözleri dile bile getirmemelidir. Konu her ne olursa olsun hiçbir mazeret affedici olmaya engel değildir. Ki Allah Kuran’da cinayet işleyen insan için dahi “Affederseniz sizin için daha hayırlıdır” (Bakara Suresi, 178) buyurmaktadır.


İnsanların canını en çok yakan şeylerden biri affedici olmamaktır. Pek çok insan affedici olmak yerine, intikam peşine düşer, bu şekilde farkına varmadan en çok kendine zarar verir. Diziler, romanlar, filmler genellikle intikam hikayeleri üzerine kuruludur. Şeytan insanların birbirine düşmesinden ve sevgiden uzaklaşmasından zevk aldığı için birçok basmakalıp telkinle intikam övülür, hatta onurlu olmanın şartı gibi gösterilir. Oysa asil ve izzetli olan affedici, bağışlayıcı olup bir hata gördüğünde örten olgunluğu göstermektir. Peygamberimiz (sav) de bir hadisinde şöyle buyurmuştur:



Kul affettikçe Allah onun izzetini artırır. (Müslim, Birr 69)

İnsanların dikkat etmediği bir konu da “Ama bu çok büyük bir yanlış” diye düşünüp kendilerince büyük olarak niteledikleri hataları affedememektir. Aslında Kuran’a dikkatlice bakıldığında affetmek ibadetinin asıl “büyük” hatalar söz konusu olduğunda övülüp teşvik edildiği görülür.


Küçük şeyleri affetmek, görmezden gelmek genellikle birçok insan için zaten sıradan bir durumdur. Önemli olan çok zoruna giden bir konuda affedici olmaktır. Örneğin bir insan “yıllar geçti hala affedemedim” diyorsa bu çok utanç verici bir şeydir. Allah’ın affedici olmayı emrettiği birçok ayetini -Allah korusun- göz ardı ediyor demektir.


Kaldı ki insanların kimi zaman duygusallığın kimi zaman öfke ve gururun etkisiyle ‘çok büyük’ veya ‘çok önemli’ olarak nitelendirdiği konuların çoğu çok küçük ve boş konular olabilmektedir. Olayları Kuran’ın bakış açısıyla değil de nefsiyle değerlendiren kişilerin algıları bozulur. Bediüzzaman Hazretleri, “İnadın gözü, meleği şeytan gösterir” sözüyle Kuran ahlakından uzak olmaktan kaynaklanan bu algı bozukluğunun ne derece vahim boyutlara varabildiğine dikkat çeker. Bu kişiler en ufak bir şeyi bile kendi aleyhlerine algılayıp aşırı tepkiler verebilirler. Kendilerine gösterilen bir tavrı veya söylenen bir sözü bilerek aşırı derecede büyütüp hem kendilerini buna inandırır hem de çevrelerini o kişiye karşı olumsuz yönde manipüle ederler. Bilinçaltında haklı çıkma isteğiyle o kişiyi itibarsızlaştırmak için her yolu denerler.


Oysa Rahmani olmayan hiçbir tavır ve tutum amacına ulaşmaz. Muhakkak Allah’ın aşılamaz engeliyle karşılaşır. Allah ancak Kendi rızasına uyan, Kendisinden korkup sakınan, hata yaptığında istiğfarla Kendisine sığınan, iyi niyetli, safi, temiz kalpli kullarının yollarını açar, onları azmettikleri hayırlı ve güzel işlerde başarılı kılar. Üzerlerine nur ve bereket yağdırır. Kinci, intikamcı, egoist, sevgisiz, kibirli insanların yolu ise daima kapalıdır. Başkaları için temenni ettikleri olumsuzluklar, mahrumiyetler, yalnızlıklar hep kendilerini sarar.


Allah Kuran’da müminlere kendilerine ihanet eden ve hatta ihaneti alışkanlık haline getiren kişilere karşı dahi affedici olmalarını emretmiştir:


… İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 13)


Bir başka ayette de müminlere karşı düşmanca tutum gösteren kişilere dahi affedici ve kusurlarını yüzlerine vurmayan bir yüksek ahlak emredilmiştir:


Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Tegabün Suresi, 14)


Görüldüğü gibi ayetlerde müminler kötü, zarar verici, kırıcı hatta ihanet içeren tutumlarla karşılaştıklarında Allah onlardan hem affetmelerini hem de bu kötü tavırları örten bir yüksek ahlak içinde olmalarını istemektedir. Peygamberimiz (sav) döneminde en ağır savaş ortamlarında, yıllarca devam eden eziyetler ve baskılar karşısında dahi Peygamberimiz ve sahabe affedici olmuşlardır. Allah cana kastedenin bile affedilmesini beğendiğini söylemişken bir müminin “gururu incindiği”, “kalbi kırıldığı”, “rahatsız olduğu” için beğenmediği veya hoşlanmadığı bir durum nedeniyle mümin kardeşini affedememesinin Kuran’a göre mazereti yoktur.

Öte yandan, “Affettim” deyip soğuk ve mesafeli tavrını sürdürmek kişinin kendi kendini kandırmasıdır. Bu durum, kibirin hala canlı, büyüklenme hissinin hala devrede olduğunu gösterir. Çünkü affedicilikle sevgi ile iç içedir. Samimi olarak affeden insanın muhatabına tavrı alçakgönüllü, yumuşak başlı, sevgi dolu ve şefkatli olur.


Bazı insanlar affetmenin karşısındaki kişiyle ve yaşadıkları olayla ilgili olduğunu zanneder. Oysa affetmek tüm sebeplerden ve görünürdeki olaylardan bağımsız olarak yalnız Allah’ı razı etmek için yapılan, en zevkli ibadetlerden biridir. Kişinin kendi huzuru, sağlığı, derinliği için Allah’ın özel olarak yarattığı bir nimettir. Allah affetmeyi güzel görüp beğendiği için, insanları affettiklerinde mutlu olacakları şekilde yaratmıştır. İntikam duygusuyla hareket edene veya içinde ısrarla kin ve öfkeyi muhafaza edene ise Allah hayır vermez, o kişi mutlu olamaz. İnsanlardan, olaylardan, dünyanın her türlü detayından sıyrılarak, yalnızca Allah’ın rızasını umarak affedici olan insanın kalbi ferahlar. Bir şeyi Allah için yapmanın lezzeti ve tadı hiçbir şey ile kıyaslanamayacak kadar güzeldir.


İnsanların bir kısmının affetmeye güç yetirememelerinin temelinde yatan sebep ise dindar olmamalarıdır. Gerçek dindarlık candan, samimi, vicdanına tam uyarak yalnız Allah’ın rızasını ölçü almaktır. Ölçü insanların ne dedikleri, ne düşündükleri, neye inandıkları, neyi eleştirdikleri, neyi beğendikleri olduğunda insanın önüne güzel ahlaklı olabilmesine engel binlerce set birden döşenmiş olur. Yalnız Allah’ın razı olması ölçü olduğunda ise insanın aklı, zihni, kalbi keskin bir berraklık ve netlik kazanır. Allah bir ayette birbiriyle geçimsiz çok sayıda sahibi olan bir kişi ile sadece bir kişiye teslim olmuş bir kişinin arasındaki farkı örnek vermiştir:


Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah’ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)


Mümin yalnız Allah’ı sahip ve dost edindiği için çocukluğundan beri öğrenegeldiği “Kendimi ezdirmemeliyim”, “Bunun karşılığını vermeliyim”, “Madem öyle…”, “Bu yapılanı asla unutmamalıyım” gibi affedici olmasına engel olan bir takım yanlış kriterlerin tamamını terk eder. “Bunu yaparsam Rabbim beni beğenir mi” diye düşünür ona göre o tavırdan ya sakınır ya da yapar, Allah’a tevekkül ederek, Allah’ın yaptıracağını bilerek güzel ahlakta azim gösterir.


Allah Gafur olan (çok bağışlayan, günahları tekrar tekrar örten), Gaffar olan (günahlar ne kadar çok olursa olsun bağışlayan), Afuv olan (Affeden, günahı tamamen silen, yok sayan), Rahman olan (sonsuz merhamet sahibi), Rahim olan (müminlere özel ve sürekli merhamet eden), Tevvab olan (Tövbeleri çokça kabul eden), Halim olan (aceleyle cezalandırmayan, mühlet veren)dir. Müslüman da Rabbimiz’in bu sonsuz güzel isimlerinin ve ahlakının kendi üzerinde tecelli etmesi için içtenlikle dua eden çaba gösterendir.


Yorum Gönder

0 Yorumlar