Küsmek Kuran’ın Hükmünü Terk Etmek Olur

 


Kuran ruhunun tam yaşanmadığı toplumlarda insanların birbirlerini çok kolay sildikleri, birbirlerinden hemen vazgeçtikleri, küsüp hayatlarından çıkardıkları sıkça görülür. İnsanların bir kısmı kızdıkları kişileri kolay kolay affedemediklerini dile getirirler ve gerçekten de birçok insanın affetmek konusunda çok zorlandığı görülür. Örneğin kişi bir arkadaşından beklemediği bir davranış gördüğünde konuşmak, anlamak, hatasını düzeltmesine ve kendisini geliştirmesine yardımcı olmak yerine ona küsmeyi tercih eder. Aslında bu tercih değil doğru olan tavırdan kaçıştır. Vicdani olanı yapmak yerine nefsani olana yönelmektir. Emek vermeyi, nefsini ezmeyi, alttan almayı zor, kestirip atmayı ise kolay görür. Oysa Allah zor gibi görünen şeyler içinde müminlere kimsenin bilmediği lezzetler ve zevkler yaratmıştır. İlk başta zor gibi görülmesine rağmen buna talip olanlara zoru kolaylaştırmıştır.


Öfke insanların birçoğunda güçlü bir damardır ve birçok insan öfkeyi kontrol edip yenmeyi düşünmez bile. Öfkelendiğinde en doruk noktasına kadar öfkeyi yaşar ve hatta bazıları bundan garip bir zevk alır. Öfke anlık olarak insanın içindekini boşaltmasından kaynaklanan bir tür rahatlama gibi görülse de, sonrasında düştüğü küçük düşürücü durumdan duyulan utanç, o anda sarf edilen sözlerin ve gösterilen tepkinin sebep olduğu pişmanlık ve büyük vicdani azap olarak insana geri döner. Allah Kuran’da müminlerin en önemli özelliklerinden birinin öfkelerini kontrol altına almaları, tutup yenmeleri olduğunu bildirmiştir. Mümin öfkesini yendiği için kendisi haklı da olsa sevinçle, zevkle, huzurla hakkından vazgeçerek affedici bir tutum sergiler:

Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Al-i İmran Suresi, 134)

Peygamberimiz (sav) de öfkeyi yenmenin kıymetini ve güzelliğini şöyle ifade etmiştir:

Güçlü kimse, güreşte başkasını yenen değildir, asıl güçlü kimse, öfkelendiği anda kendine hâkim olandır. (Buhârî, Edeb 76; Müslim, Birr 107)

Bazı insanlar ise -cahilce- affetmemeyi, geri adım atmamayı üstünlük, altta kalan olmayı ezilme zannederler. Bu yüzden küskünlüklerinden vazgeçmezler. Küslükte ısrar ederler. Oysa Allah her zaman eziliyor gibi görüneni yüceltir. Yücelme ve izzet bu tür kirli yöntemlerle elde edilen değil, Allah’ın razı olduğunu yapmak karşılığında Allah’ın lütfettiği değerlerdir.

Küsmek aslında sevgiden vazgeçmek demektir. Bir müminin çok utanacağı, Allah aşkına asla yakıştırmayacağı bir gaflet halidir. Üstelik, Allah’ın yarattığı görüntüden, imtihandan -haşa- rahatsızlık duymak, kaderi unutmak anlamına gelir. Küsmeye eğilimli insanlar bu kötü ahlaklarının karşılığını daha dünyadayken kendilerini yavaş yavaş yalnızlığa mahkum ederek kendi elleriyle alırlar.

Peygamberimiz (sav)’in Allah’ın küsmeyi hiç beğenmediğini bildirdiği şu hadisi de müminler için son derece önemli bir uyarıdır:

Allah, kendisine şirk koşmayan herkesi bağışlar, ancak aralarında dargınlık bulunan iki kişi hariç. ‘Onlar barışıncaya kadar bekletin’ denir. (Müslim, Birr 36)

Aslında küskünlük insanın makul ve dengeli bir değerlendirme yapamadığını, duygusal dengesizlik içinde olduğunu gösteren bir durumdur. Elbette bu, berrak ve temiz bir iman ruhunda olması mümkün olmayan bir dengesizliktir.

İnsan elbette kızacağı şeylerle karşılaşabilir, çok ciddi rahatsızlık duyacağı durumlarla muhatap olabilir, karşısındaki kişi bencilce veya kibirli bir tutum sergileyebilir, haksızlığa uğrayabilir, canı yanabilir, ağrına gidecek şeyler yaşayabilir ama mümin bunların hepsini Allah’ın yarattığı bir eğitim olduğunu bilerek hareket etmekle yükümlüdür.

“İçimde öfke oluştuğuna göre şimdi itidalli olma, sabır gösterme ve affetme ibadetimin vakti geldi” deyip “Bismillah” diyerek Allah’ın beğendiği güzel ahlakı göstermelidir.

İlk başta zor da gelse, belki dışarıdan bakıldığında ya da kişi kendi içinde bunu yapmacık da bulsa, güzel olanı yapmaya başladığında bir süre sonra bambaşka ve çok güzel bir netice olacağını görecektir. İyi ve güzel olan tavırda kararlılık Allah’ın hayırla neticelendirdiği bir ahlaktır:

İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi, 34)

Dikkat edilirse Allah ayette sadece güzel olan bir üsluptan değil “En güzel olan bir üslup ve tarzdan” bahsetmektedir. Mümin affediciliği, nezaketi, inceliği, sözü ve tavrı usulen değil içten ve tatmin edici olur. Örneğin kırgın olduğu kişiye küs olmadığını söylediği halde bir ortamda karşılaştıklarında zoraki selam vermenin, mümkün olduğunca konuşmaktan kaçınmanın ya da yüz ifadesindeki soğukluk ve mesafe ile tavır yapmanın Allah’ın ayette bildirdiği “En güzel şekilde karşılık vermek” olmadığı açıktır. Veya “Küs değilim” dediği halde özenle o kişi ile aynı ortamda bulunmaktan imtina ediyor olmak da samimi olmayan bir tutumdur.

Müslüman nasıl ki namaz ibadeti için kalktığında zoraki ya da kaçınarak -haşa- üfleyerek hareket etmiyorsa, affedici olduğunda küsmekten geri adım attığında da dil ucuyla kenardan bir tutum içinde olamaz.

Mümin hem kendi içindeki öfkeyi yenip hakkından bağışlama ile vazgeçer, affedici olur hem de yanındaki diğer arkadaşlarının arasında bir anlaşmazlık olduğunda en güzel şekilde uzlaştırıcı olur. Müminleri sevgiye, kardeşliğe, affediciliğe teşvik etmek, küslük benzeri bir durum olduğunda bunu ortadan kaldırmak için çaba göstermek, uzlaştırıcı olmak da bir ibadettir:

Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. (Hucurat Suresi, 10)

.. Buna göre, eğer mü’min iseniz Allah’tan korkup-sakının, aranızı düzeltin… (Enfal Suresi, 1)

Uzlaştırmak, sevdirmek, kaynaştırmak, merhameti ve şefkati pekiştirmek Allah’ın beğendiği ahlaktır. Kuran’da Allah hayrı, iyiliği, cömertliği, yardımlaşmayı ve insanların arasını düzeltmeyi esas almayan gizli konuşmalarda hayır olmadığını bildirmiştir. İnsanların arasını düzeltmeyi yani sevgiyi, iyiliği, dostluğu, şefkati, merhameti teşvik eden konuşmaları ise beğendiğini ve güzel bir ecirle karşılık vereceğini buyurmuştur.

Onların ‘gizlice söyleşmelerinin’ çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah’ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz. (Nisa Suresi, 114)

Rabbimiz’in bu açık ve kesin hükümleri uygulandığında insanların birçoğunun canını yakan ve muzdarip olunan gerginlikler, huzursuzluklar, bereketsizlik ve uğursuzluklar ortadan kalkar. Herkesin kendini güvende hissettiği, sevildiğini, korunduğunu ve değer gördüğünü bildiği cennet gibi bir ortam meydana gelir.

Yorum Gönder

0 Yorumlar