Her İnsan İçindeki Zalimlik ve Gaddarlığa Eğilimden Sakınmalıdır


Allah Kuran’da insana hem iyiliği hem kötülüğü hem de kötülükten nasıl sakınacağını öğrettiğini bildirmiştir.


Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’, Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). (Şems Suresi, 7-8)

İnsanın vicdanına Allah’ın her hissettirdiği bir nevi vahiydir ve insan bu vahye tabi olduğunda Allah’ın beğendiği ahlakı yaşayabilir. Vicdanının sesine uymamakta ısrarlı davrandığında ise nefsindeki kötülük gittikçe zalimliğe ve gaddarlığa dönüşür. Vicdanını örten insan kendi sevgi gücünü kırarak hiç kimsenin kendisine yapamayacağı en büyük tahribatı kendi eliyle kendine yapar.
Sevginin olmadığı yerde gaddarlık, acımasızlık, zalimlik gelişir. Sevgi varsa tevazu, muhabbet, huzur, itidal, dinginlik, sakinlik, güzel söz, iltifat, saygı, coşku ve sevinç vardır. Sevgi yoksa da kibir, gaddarlık, bencillik, soğukluk, zalimlik, alaycılık, katılık vardır.

Peygamberimiz (sav) katılık, sertlik ve gaddarlığı Allah’ın sevmediğini, halim olanlara halimlikle karşılık vereceğini şöyle bildirmiştir:

Allah, her işte halimliği sever, sertliğe ve gaddarlığa verdiğini vermez. (Müslim, Birr 77)

İnsanlara karşı halim davranan kimseye Allah da halim davranır. (Müslim, Birr 77)

İnsanların bir kısmının aklına gaddarlık ya da zalimlik denildiğinde çok ağır acımasızlıklar ya da şiddet içeren bazı tutumlar gelir. Oysa kendisine gösterilen sevgiyi, iyiliği ve samimiyeti görmezden gelmek de acımasızlık ve gaddarlıktır. Kendisi hep güzel söz duyduğu halde o kişiye alaycı ya da kibirli bir tavırla karşılayıp ters cevaplar vermek, kendisi için yapılan fedakarlıkları ve iyilikleri ısrarla yok saymak, kendisine gösterilen sevgiyi, inceliği ve nezaketi sanki karşı taraf buna mecburmuş gibi anlamazdan gelmek, bencillikte direnmek, karşısındaki insanın yüksek ve övgüye değer ahlakına bir kere bile olsun iltifatta bulunmamak da vicdanlı insanlara karşı bir acımasızlık, gaddarlık ve zalimliktir. Çünkü bu görmezden gelme kişinin kendisine gösterilen yüksek ahlakı ve sevgiyi görmemesinden kaynaklanmaz. Tam tersine kendisine değer verildiğini, özen gösterildiğini, sevgi duyulduğunu bile bile anlamazdan gelmesinden, tüm bu güzellikleri ve karşısındakinin vicdanını kolay görmesinden, haksız ve yersiz bir büyüklük hissinden, kendisini cahilce daha yüksekte konumlandırmasından, kalbinin verilen tüm emeğe rağmen yumuşamamasından kaynaklanır.

Kişinin bu duyarsızlığı gösterirken, ne kadar bozuk ahlak gösterirse göstersin, hiç kıymet bilmese de, gördüğü sevgiyi takdir etmeyip iyiliğe karşı duyarsız olsa da, bile bile sevmeye kendini kapasa da karşısındaki vicdan sahibinin sabırla ve merhametle aynı iyiliği, dürüstlüğü, merhameti ve sevgiyi göstereceğinden emindir. İşte bu eminlik vicdanlı insan için Allah Katında çok büyük kar, onun güzel ve yüksek ahlakını yok sayan için ise çok büyük bir kayıptır. Vicdanlı insan karşısındakinin tutumuna rağmen her defasında daha da güzel bir sabırla ve kararlılıkla Allah’ın kendisinden istediği ve beğendiği ahlakta azim gösterirken, bu titiz vicdanı görüp, bu temiz vicdanın sadece sevgi aradığını bildiği halde bu kişinin tüm özenini, emeğini, sevgisini, merhametini, anlayışını, vefasını, dikkatini, inceliğini hiçe saymak gaddarlığın en alasıdır.

Sevgisizliğin insanları sürüklediği gaddarlık çoğu zaman kişi farkına varmadan birçok tavrına etki eder. Örneğin kendi bencilliğini kavrayamaz hale gelir. Gittikçe duyarsızlaşır. Kendi içinde olduğu hali görmeden daha fazlasını talep etmeye başlar. Vicdanlı insanların gösterdiği güzel ahlakı suiistimal ederek bir nevi şımarıklık içine girer. Kendisine gösterilen sevginin, özenin, merhametin, ilginin vicdanlı insanların Allah’ın rızasını umarak gösterdikleri bir güzel ahlak olduğunu unutur, kendinin sahip olduğu özelliklerden kaynaklandığına inanır. Bu sebeple de kendisine sevgi gösteren, fedakarlık yapan, onun rahatını düşünen tertemiz insanlara şefkat duyup, sevgi saygı ve hürmet göstereceğine bir süre sonra “Neden daha da fazlasını vermiyorlar, yapmıyorlar” diye gaddar tavırlar sergilemeye başlar.

Bu kişilerin en itici ve kendilerini küçük düşürücü yönlerinden biri ise karşısındaki kalender, mütevazı, halim, çok güzel huyluysa gaddarlıklarının daha da artmasıdır. Ama bu insanlar kendileri gibi sevgisiz insanlara denk geldiklerinde de son derece uysal hale gelirler, “Aman ona bulaşmayayım başıma iş gelmesin” diyerek iyi insanlara göstermekten ısrarla kaçındıkları ilgiyi, özeni bu kişilere gösterirler. Terslik göreceğinden emin oldukları kişilere karşı bir anda dünyanın en saygılı, en nezaketli, en tatlı sözlü, sevgisini en coşkuyla ifade eden kişisine dönüşürler. Özellikle de menfaatiyle çelişen bir durum oluşma riski varsa ya da menfaat umutları olursa katı, sevgisiz, gaddar yönleri bir anda ortadan kalkar ve şaşırtıcı derecede yumuşak başlı olurlar. Oysa Allah Kuran’da insanın kötülere karşı izzetli, onurlu ve dirençli, müminlere karşı ise alçakgönüllü, yumuşak başlı, halim ve koruyucu olmasını emretmiştir.

Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) Kendisi’nin onları sevdiği, onların da Kendisi’ni sevdiği mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise ‘güçlü ve onurlu,’ Allah yolunda çaba harcayan ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir…(Maide Suresi, 54)

Dikkat edilirse Allah ayette; tavır ve ahlak bozukluğu sergileyerek, dinden, dinin sıcak ruhundan, Allah’a ve resulüne sadakatten uzaklaşmak isteyenlerin yerine getireceği müminlerin en temel vasıfları olarak “Allah’ı sevmeleri, müminlere karşı yumuşak başlı ve tevazulu olmalarını” göstermiştir. Bu ayetten de bir kez daha sevginin ve ancak sevgi olduğunda gelişen tevazunun, itidalin, sevecenliğin, anlayışın, sıcaklığın Allah Katındaki önemi görülmektedir. Allah bu güzelliklerden uzak durmakta ısrar edenleri bu güzelliklerin kıymetini bilenlere değiştireceğini söylemektedir. Dolayısıyla Allah’ı seven ve iman eden her müminin kendisini sevgiden alıkoyan, nefsine dair her şeye karşı tek tek çok titiz olması, kendisini tartıp kusurlarını tespit edip arındırması, sevgisizliğe açtığı kapının kendisini gaddar, zalim, bencil, yapayalnız yaşayan bir insana dönüştürmesinden şiddetle sakınması gerekir. Unutmamak gerekir ki hiçbir tevil, hiçbir bahane ve insanın kendisine göre haklı gördüğü hiçbir gerekçe kişinin kendisini sevgiden uzak tutması için bir sebep değildir.

Allah Peygamberimiz (sav) döneminde ikiyüzlü insanların nur gibi Peygamberimiz (sav)’e karşı alçakca muhalefet edip açtıkları Dırar Mescidi ile Peygamberimiz (sav) ve sahabenin bulunduğu mescid arasındaki farkı belirtirken, Mescid-i Nebevi için “Orada içten arınmayı arzulayan insanlar vardır. Allah arınanları sever.” (Tevbe Suresi, 108) buyurmaktadır. Bu tüm müminler için çok büyük bir ölçüdür. Mümin hatasız, kusursuz değildir. Ama bunlardan arınmaya gayret eden insandır. Kişinin kendisini arındırırken karşısındaki müminin de arınmaya gayret eden iyi niyetli bir insan olduğunu düşünüp sevgiyle, şefkatle ve affedicilikle yaklaşması bir ibadettir.

Yorum Gönder

0 Yorumlar