Katı Kalpli Olmaktan Sakınmak İbadettir

 


Allah Kuran’da sevdiği ahlakı çok detaylı anlatmıştır. Bu ahlakın temelinde sevgi vardır. İnsanı sevgiden uzaklaştıran her şeyden şiddetle sakındırmıştır. Bunlardan biri de katı kalpli olmaktır. Peygamberlerin, veli insanların, salih müminlerin hepsi halim, duyarlı, merhametli, sevecen, ince düşüncelidir. Katılık ise müşrik ahlakından gelen bir saplantıdır. Müşrik katılığında sevgi, tutku, güzellik, teslimiyet gibi kalbi, ruhu ve hücreleri ısıtan, yumuşatan, ferahlatan hiçbir şeye yer yoktur. İçinde sevgiye bir imrenme olsa dahi ruhunun katılığı diline, bakışına, sesine, hatta cildine yansır. Gözünden ruha etki eden derin bir bakış, dilinden kalbi ısındıran güzel bir söz çıkmaz hale gelir. Kendini güzelleştirme gücünü yitirir. Bu bir kişinin başına gelebilecek en acı mahrumiyettir.


Katılık olan yerde her şeyi ve herkesi belli bir kalıp içinde değerlendirme vardır. Bu kalıp Kuran’ın ruhuna göre şekillenmez. Kişinin kendi değer yargılarına ve alışkanlıklarına göre şekillenir. Oysa kişinin Kuran’da belirtilen dışında belirlediği her sınır sevgisine engel koyan bir put niteliğindedir. Ve bir süre sonra insan kendisi de farkına varmadan kalbini o kadar katılaştırır ki sevginin sıcaklığından, sevmenin hazzından, sevdiğine gösterdiği değer ve özeni geliştirmekten, sevdiği insanın yanında alabildiğine kendini bırakabilmekten tamamen uzaklaşır.

Allah müminleri kalplerinin katılaşmasına karşı uyarmıştır:


İman edenlerin, Allah’ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin ‘saygı ve korku ile yumuşaması’ zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı. (Mücadele Suresi, 16)


Her Müslüman bu ayetin doğrudan muhatabı olarak hayatının hiçbir noktasında, sebebi ve gerekçesi ne olursa olsun kalbinde, düşüncesinde, tavrında katılığa izin vermemelidir. Bazen insanlar yaşadıkları bir olayda kendilerini haklı gördükleri sebeplere önem verirler. Öyle ki bu “haklı olma” ve “haklarını koruma” duygusu çoğu zaman farkına varmadan onları asıl olan konudan uzaklaştırır. Hayatın günlük akışında ya da insanlar arası ilişkilerde yaşanan her şey insanın ruhunun eğitimi, sevgi gücünün pekişmesi, imani derinliğinin artması için Allah’ın özel olarak yarattığı görüntülerden ibarettir. Bu gölge mahiyetindeki görüntülere takılıp Allah’ın bunlarla ne öğrettiğini görememek yanlış olur.

Yaşanan her anda, her olayda, her konuşmada Allah’ın kulunu Kendisi’ne yakın kılmak, gafletten çıkarmak, onun yalnız Kendisiyle bağlantıda olmasını sağlamak, gölge varlıklardan oluşan dünyadan uzaklaştırıp her yeri sarıp kuşatan tek İlah, tek Dost, tek Veli, tek Sevgili olan Rabbimiz’e yöneltmek için hikmetler ve işaretler vardır. Bu hikmetleri ve işaretleri görmek için azmetmek imandır. Bu hikmetler ve işaretlerin önündeki perdelere takılmak ise insanın kalbini katılaştıran temel konudur. Hikmetleri ve işaretleri görmek Allah’ın emrettiği affedici, sevgi dolu, halim, mülayim, sıcak kanlı, sevecen, dürüst, candan ahlakta kararlılık göstermekle olur. 


Bu güzel ibadetlerden yüz çevirildiğinde ise kalplerin taş gibi katı hale geldiği ayette şöyle bildirilmiştir:


Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir. (Bakara Suresi, 74)

Yorum Gönder

0 Yorumlar