Allah Rahman ve Rahim olan, merhameti ve şefkati her yeri ve her şeyi kuşatmış olandır.
… Dedi ki: “Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır; onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere yazacağım. (A’raf Suresi, 156)
Allah insanın zihnini ve bedenini merhametli olduğunda sağlıklı ve dengeli olacak şekilde yaratmıştır. Herkes kendisine merhametle yaklaşılmasını ister. Bu güzel bir taleptir. Ancak bir yönüyle bazı insanların yüzeyselliğini gösterir. “Bana anlayışla davranılsın” diyen birçok kişinin bir başkasına anlayışlı ve merhametli olmadığı görülür. Mümin ise merhametli olmanın tadını bilen insandır. Rabbimiz’i hakkıyla tanıyan ve seven Allah’ın sonsuz güzel ahlakını detaylı olarak düşünür ve bunun kendi üzerinde de tecelli etmesini ister.
Merhametli olmak, Allah ile kesintisiz bir bağlantının, en yüksek kaliteyle sevgiyi yaşamak için verilen emeğin, tek yanlı olarak sürekli sevgiyi arayan güzel bir gayretin karşılığında Allah’ın nasip ettiği bir nimettir. Allah’tan gafil olan, dünyaya dalan ve sevmeyi bilmeyen merhametli olamaz.
Buraya kadar saydığımız tüm konular gibi merhametli olmak da bir ibadettir. Tercihe bağlı olan bir konu değildir. Bir mümin “merhametli olsam da olur olmasam da olur” diye düşünemez. Merhametten uzaklaşmış olmak bir mümin için büyük bir felakettir. Çünkü kalbinin katılaştığını, sevme duyarlılığını ve insaniyetini yitirdiğini gösterir.
Bediüzzaman Hazretleri de bu manevi tehlikeye şöyle dikkat çekmiştir:
Kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet (zeka), o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir. (Sözler, s. 285)
Allah insanın zihnini ve bedenini merhametli olduğunda sağlıklı ve dengeli olacak şekilde yaratmıştır. Aksi takdirde insan dengesini kaybeder ve acımasız, egoist, kaba, soğuk, etrafına zarar veren güvenilmez bir kişi haline gelir. Bu en temel insanı vasıftan mahrum olmanın kabalığı ve kütlüğü hep üzerinde olur. Her anında, her nefesinde Allah’ın merhametine sonsuz derecede muhtaç ve acz içinde olan insanın böylesine bir katılık içinde olması çok şaşırtıcıdır. Halbuki bir an evvel bu derin gafletten uyanıp kalbini yumuşatmazsa belki de kendisi sonsuza kadar merhamet göremeyecektir. Zira Peygamberimiz (sav)’in buyurduğu üzere; “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” Allah’ın süre tanıması kişiyi yanıltmaması gerekir.
Peygamberimiz (sav)’in Kuran’da övülen en güzel özelliklerinden biri de merhametli olmasıdır:
Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, etrafından dağılırlardı. (Al-i İmran Suresi, 159)
Merhamet ve şefkat insanların duyduklarında dahi içlerini ısıtan ve çok hoşlarına giden duygulardır. Bir film, video ya da romandaki tek bir merhametli sahne dahi insanların zihninde çok güzel etki oluşturur. Ancak insanların bir kısmının dikkati çabuk dağılır. Özellikle de dünyanın koşuşturması, özünde boş ve geçici olan zevkleri bir anda merhametin oluşturduğu güzelliklerin önüne geçer. Bu duruma insanın bahane üretme yeteneği de eklendiğinde bir anda farkına varmadan kendini Allah’ın dünyayı yaratma amacı olan sevgiden, merhametten, şefkatten, ruhunu besleyen güzelliklerden uzaklaştırmış olur. Hayatındaki merhamet, sevgi, incelik ölçüleri çok küçük örneklerle sınırlı kalır. Oysa Allah’ın Kuran’da bildirdiği merhamet her şeyden önce müminin mümin kardeşini sahiplenmesini, korumasını, affetmesini, iyiye çekmesini, mahcup etmemesini, değer vermesini, saygı duymasını, her ihtiyacını gözetmesini, Allah’a yakınlaşmasına vesile olmasını öncelikli gören çok derinlikli bir ruh halidir.
Allah Kuran’da merhametli olmayı ve merhameti tavsiye etmeyi “sarp bir yokuş” olarak tanımlamıştır.
Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi.
Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir?
Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir;
Ya da açlık gününde doyurmaktır,
Yakın olan bir yetimi,
Veya sürünen bir yoksulu.
Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. (Beled Suresi, 11-17)
Bunun anlamı; merhamet, sabır, iyilikte ve güzel sözde kararlılık, koruyup kollamak, cömertlik, yardımsever olmak, karşılıksız sevmek, karşılıksız iyi olmak gibi vasıfların kişinin kendinden geçip sadece Allah’ın rızasını umarak kazanabileceği, emek ve irade gerektiren güzellikler olduğudur. Bir insan alışkanlıkla, öyle rahat ettiği için ya da yapmasa tepki göreceğini düşündüğünden bazı iyi davranışları gösteriyor olabilir.
Ama asıl ölçü, doğrudan kendi nefsiyle ilgili bir durum oluştuğunda nasıl bir insan olduğudur. Örneğin; kendisine değer vermediğini düşündüğü bir insana sevgi göstermesi, kendisine karşı alaycı ve üstten bir tutum sergileyen kişiye karşı güzel söz söylemesi, karşısındaki kendisini kırdığında affetmesi, hoşuna gitmeyen bir ahlakla karşılaştığında bunu düzeltmeye çalışması ve tüm bunları sevgiyle, şefkatle, merhametle içten bir halimlik ve sevecenlikle yapması esastır. Allah bunu zorlu bir yol olarak görmekte ve bu zorlu yola Kendi rızası, aşkı, sevgisi, beğenisi için azmedenleri sevmektedir.
Müslümanın onu diğer insanlardan ayıran önemli bir vasfı, kendisini tanıması, düşünmesi, noksanlıklarını görmesi ve telafi etmeyi de bilmesidir. İnsanların bir kısmı merhametli insanları takdir ve tebrik eder ama kendisi nefsiyle çatıştığında merhametten uzaklaştığını fark etmeyebilir. Allah’tan sakınan Müslüman ise bu konuda ruhunda oluşmuş olabilecek açığı, bunun kendisinden eksilttiği güzellikleri görüp hızlıca kendini değiştirmeye niyet eder, Allah’a sığınıp Rabbimiz’den ıslah, düzelme ve değişme talep eder. Allah Kendisi’ni seven, Kendisi’nin beğendiği ahlakı yaşamak için çaba ve dua içinde olanları mutlaka en beğeneceği hale getirir ve kurtuluşa yani Yüce Sevgisine ulaştırır:
Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)
0 Yorumlar