İnsanların bir kısmına iyilik dendiğinde farklı kriterleri olabilir. Bazı insanlar gösteriş yönü olan, kolaylarına gelen, kendi hesaplarına uyan birtakım davranışları benimser, iyilik kavramını aslında dar bir ufukla değerlendirirler. Allah’ın Kuran’da bildirdiği asıl iyilik farklıdır:
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi, 177)
Allah’ın ‘gerçek iyilik’ olarak bildirdiği vasıflardan biri de cömertliktir. Cömertlik Allah’ın emridir. Kuran’a göre mümin koşulsuz şartsız cömerttir. Bu konuda en güzel örnek Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabeye, kendileri ihtiyaç içinde kalsalar dahi, ellerinde avuçlarında ne varsa veren, onları en güzel şekilde konaklatan, kendilerinden önce mümin kardeşlerini düşünen Medineli Müslümanlardır. Allah onların bu güzel ahlakını Kuran’da tüm Müslümanlara örnek kılmıştır:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)
O dönem bir yanda bu güzel ve asil ahlakı gösteren sahabe varken bir yanda da dönemin zor koşullarına ve müşriklerin Peygamberimiz (sav) üzerindeki baskısına rağmen Peygamberimiz (sav)’den daha fazla menfaat, mal, mülk talep edenler olmuştur. Bir yanda Müslümanlar müşriklerle amansız savaşların içindeyken, bazı sahabe savaşa çıkmak için deve bulamadığından dolayı teessür yaşarken, malını hayır için vermekten imtina edenler de vardı.
Oysa Allah malın verdikçe bereketlendiğini, asıl bolluğun ve zenginliğin cömertlikle birlikte geldiğini bildirmiştir:
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir. (Bakara Suresi, 261)
Müslümanlar mülkün sahibinin Allah olduğunu bilir, malın varlığından değil Allah’ın harcaması için kendisine sevap imkanı yaratmış olduğundan dolayı sevinç duyarlar. Hz. Süleyman mal ve mülke dair sevgi duymasının sebebini “Allah’ı anmasına” yani, şükretmesine, dağıtıp sevap kazanmasına, Allah yolunda bol bol harcayabilmenin sevincini yaşamasına vesile olması olarak ifade etmiştir:
O da demişti ki: “Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbim’i zikretmekten dolayı tercih ettim.”… (Sad Suresi, 32)
Müminler iyilik, hayır, sevgi, güzellik için harcama yaparken, İslam’ın menfaatinin en yükseğini Allah’ın rızasının en fazlasını umarlar. Allah bu konuda müminlere çok güzel bir ölçü belirlemiştir: “Sevdiği şeyden vermek”
Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (Al-i İmran Suresi, 92)
Kuşkusuz sevdiği şeyi vermek kişinin samimiyetini, dünyadan geçmişliğini, her şeyin aslına ahirette kavuşacağını bildiğini ve her şeyin sahibi olan Rabbimiz’in beğenmesinden başka hiçbir kazanç ve karşılık beklemediğini ortaya koyar. Bir başka ayette ise şöyle buyrulmuştur:
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz size, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür.” (İnsan Suresi, 8-9)
Mümin malını verirken cömert olduğu kadar ince düşünceli ve nezaketlidir. Verdiğini dile getirmek, karşılığında bir beklenti içinde olmak ya da verdiği için insanlara minnet etmek kişinin infakın ruhunu hiç anlamadığını gösteren yüzeysel ve utanç verici bir hal olur. Allah malını vermeyi tek başına yeterli görmemiş, güzel bir derinlik, asil bir ruh ve teslimiyetli bir imanla cömert olunmasını istemiştir:
Mallarını Allah yolunda infak edenler, sonra infak ettikleri şeyin peşinden başa kakmayan ve eziyet vermeyenlerin ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır. (Bakara Suresi, 262-263)
0 Yorumlar