Bu makalede cevaplanan temel sorular:
Mükemmel yaratılış varsa neden her şey zamanla bozuluyor?
Entropi kanunu yaratılışla çelişiyor mu?
Yaşlanma ve ölüm bir kusur mu, yoksa amaçlı bir süreç mi?
Genetik bozukluklar ve hastalıklar Allah’ın yaratmasıyla nasıl açıklanır?
Kötülük ve acı, imtihan düzeninde neden vardır?
Gerçek adalet neden bu dünyada değil, ahirette tecelli eder?
Canlılardaki bilgi ve düzen tesadüfle açıklanabilir mi?
Evrim, canlılığın kökenine gerçekten cevap verebiliyor mu?
Dünya neden çok gerçek hissedip aynı zamanda bu kadar geçicidir?
Dünya hayatı bir imtihan sahnesi / simülasyon benzeri bir düzen midir?
Gerçek ve kalıcı mükemmellik nerede gerçekleşecektir?
Canlılarda görülen yaşlanma, hastalıklar, genetik bozukluklar ve fiziksel zayıflıklar, çoğu zaman yaratılışa yöneltilen itirazların temelini oluşturur. Oysa bu durumlar, yaratılışın kusurlu olduğunu değil; evrenin ve insanın belirli bir amaç doğrultusunda, geçici bir imtihan düzeni içinde yaratıldığını gösterir. Kur’an, insanın “zayıf yaratıldığını” açıkça bildirir (Nisâ, 28). Bu zayıflık bir hata değil, bilinçli ve hikmetli bir tercihtir.
Entropi Kanunu: Mükemmelliğin Geçici Oluşu
Modern fiziğin temel yasalarından biri olan Termodinamiğin İkinci Kanunu (entropi), kapalı sistemlerde düzenin zamanla bozulacağını ortaya koyar. Bu yasa, evrendeki tüm maddi yapıların —en mükemmel hâllerinde bile— kalıcı olmadığını gösterir. Canlı organizmalar da bu yasanın dışında değildir.
Ancak burada kritik bir gerçek vardır:
Bozulma, ancak önceden var olan bir düzen üzerinde gerçekleşebilir.
Düzensiz bir yapının “bozulmasından” söz edilemez. Dolayısıyla entropi, yaratılışın kusurunu değil; ilk baştaki kusursuz düzenin varlığını zorunlu kılar.
Allah, evreni entropi kanunuyla birlikte yaratmıştır. Canlılık, olağanüstü bir mükemmellik ve hassasiyetle var edilmiştir; fakat bu mükemmellik sonsuz olacak şekilde tasarlanmamıştır. Eğer maddi bedenler bozulmasaydı, yaşlanma ve ölüm olmasaydı, dünya bir imtihan yeri değil, doğrudan cennet olurdu.
Canlılardaki Kusursuz Tasarım ve Bozulmanın Anlamı
Canlı hücreleri, DNA’daki bilgi depolama sistemi, protein sentezi, hata tespit ve onarım mekanizmaları; hepsi bilinçli bir planlamanın ürünüdür. Hücre, hasarı fark eden, onaran ve gerekirse kendini yok eden sistemlere sahiptir. Eğer canlılık baştan itibaren rastgele ve kusurlu olsaydı, böyle ileri düzey denetim mekanizmalarına gerek olmazdı.
Genetik bozukluklar ve hastalıklar ise yaratılışa aykırı değildir. Bunlar, mükemmel düzenin ne olduğunu anlayabilmemiz için bir kıyas unsuru olarak yaratılmıştır. Eksiklik olmasaydı, mükemmellik kavramı anlamsız hâle gelirdi.

Yaşlanma: Kusur Değil, Amaçlı Bir Süreç
İnsanın genç yaşlarda keskin olan görme yetisinin zamanla zayıflaması, güçlü kasların yaşlanınca güç kaybetmesi; gözün ya da kasın kusurlu yaratıldığını göstermez. Aksine, bu organların başlangıçta ne kadar mükemmel yaratıldığını ortaya koyar.
Kur’an’da yaşlılık açıkça bir “acziyet dönemi” olarak tanımlanır (Hac, 5). Allah, mükemmelliği yarattığı gibi, acziyet dönemini de bilinçli bir amaç üzerine yaratmıştır. İnsan, bu sayede kendisinin mutlak değil, muhtaç bir varlık olduğunu idrak eder.
Kötülük Problemi: İmtihanın Zorunlu Sonucu
“Kötülük sorunu” olarak adlandırılan mesele, dünya hayatının amacı göz ardı edilerek değerlendirildiğinde bir çelişki gibi görünür. Oysa Kur’an’a göre dünya, adaletin tam olarak tecelli ettiği yer değil; imtihan yeridir:
“Hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.” (Mülk, 2)
Eğer dünyada hiç hastalık, acı, kayıp, ölüm ve eksiklik olmasaydı; sabır, merhamet, fedakârlık, şükür, adalet ve ahlak gibi kavramların hiçbir anlamı kalmazdı. Kötülük olarak algılanan pek çok olay, imtihanın işleyebilmesi için zorunlu unsurlardır.
Gerçek adaletin yeri bu dünya değildir. Kur’an’a göre asıl hesap, ahirette görülecek; hiçbir haksızlık karşılıksız kalmayacaktır.
Dünyanın Geçici ve “Simülasyon Benzeri” Yapısı
Günümüz fiziği, evrenin mutlak ve kalıcı bir gerçeklik olmadığını giderek daha açık biçimde ortaya koymaktadır. Zamanın izafi oluşu, maddenin gözlemle anlam kazanması, kuantum düzeyindeki belirsizlikler; yaşadığımız evrenin geçici, algıya bağlı ve sınırlı bir düzen olduğunu göstermektedir.
Bugün birçok bilim insanı, evrenin bir tür simülasyon veya sanal gerçeklik benzeri yapı olabileceğini tartışmaktadır. Bu yaklaşım, Kur’an’ın dünya tasvirleriyle dikkat çekici biçimde örtüşür:
“Onlara: ‘Yeryüzünde ne kadar kaldınız?’ denir. Derler ki: ‘Bir gün ya da bir günün birazı kadar…’” (Mü’minûn, 112–113)
İnsan, bu dünyayı yaşarken uzun ve gerçek zanneder; fakat ahirette bakıldığında, tüm dünya hayatı çok kısa bir an gibi algılanır. Bu da dünyanın mutlak değil, geçici bir sahne olduğunu gösterir.
Gerçek Kusursuzluk Nerede?
Maddi mükemmellik bu dünyada geçicidir. Entropi gereği her şey bozulur, yaşlanır ve sonunda toprağa döner. Ancak bu durum, yaratılışla çelişmez. Çünkü sonsuz mükemmellik maddeye değil, ahirete aittir.
Kur’an, ahirette “yepyeni bir yaratılış” olacağını bildirir (Vâkıa, 35–36). Sonsuz olan, beden değil; insanın ruhu ve bilincidir.
Özetle;
Entropi, yaratılışın kusuru değil, imtihan düzeninin temelidir.
Bozulma, ilk mükemmel düzenin delilidir.
Kötülük, imtihanın zorunlu bir parçasıdır.Dünya, geçici ve sınırlı bir gerçekliktir.
Gerçek kusursuzluk, ahirette tecelli edecektir.
İmtihanın Sonu: Sonsuz Hayat ve Gerçek Mükemmellik
Dünya hayatı, tüm geçiciliği, eksikliği ve zorluklarıyla birlikte, asıl yurdun bir ön aşamasıdır. Kur’an’a göre bu hayat; kalıcı mükâfatın değil, tercihlerimizin ve imanımızın ortaya çıktığı bir imtihan sahnesidir. Entropiyle bozulan bedenler, yaşlanan organlar ve sona eren hayatlar; insanı yokluğa değil, asıl hayata hazırlamaktadır.
Allah, dünya hayatının geçici olduğunu ve asıl mükâfatın ahirette verileceğini açıkça bildirir:
“Bu dünya hayatı ancak bir oyun ve oyalanmadır. Asıl hayat ise ahiret yurdudur.”
(Ankebût, 64)
İmtihanı imanla, sabırla ve Allah’ın rızasını gözeterek tamamlayanlar için, bozulma ve eksikliklerin olmadığı yepyeni bir yaratılış vaat edilmiştir:
“Şüphesiz Biz onları bambaşka bir yaratılışla yarattık.”
(Vâkıa, 35)
Ahirette artık entropi yoktur, yaşlanma yoktur, hastalık yoktur, ölüm yoktur. Dünya hayatında geçici olarak kaybedilen her güzellik, orada kat kat fazlasıyla geri verilecektir. Allah, iman eden kullarına şu müjdeyi verir:
“İman edip salih amel işleyenler için, altından ırmaklar akan cennetler vardır; orada ebedî kalacaklardır.”
(Beyyine, 8)
Bu nedenle dünya hayatındaki geçici eksiklikler, Allah’ın kudretine değil; rahmetine işaret eder. Çünkü bu eksiklikler, insanı ebedî olana yöneltmek içindir. Gerçek kusursuzluk, bu dünyada değil; Allah’ın rızasını kazananların kavuşacağı sonsuz hayatta tecelli edecektir.
“Onlar için yaptıklarına karşılık olarak saklanan mükâfatları hiç kimse bilemez.”
(Secde, 17)
Sonuç olarak; dünya bir imtihandır, beden geçicidir, madde bozulur. Ancak imanla yaşayanlar için bu geçiciliğin sonunda, sonsuz güzelliklerin ve gerçek mükemmelliğin bulunduğu cennet vardır. Allah, her şeyi hikmetle yaratmış; geçiciliği de, ebediyeti de bir amaç üzere var etmiştir.



0 Yorumlar