"Cansız Maddelerden Canlı Hücre Üretildi" İddiasının Gerçek Yüzü

  


Bilim Dünyasında Büyük Bir Gelişme mi, Yoksa Yanlış Anlaşılan Bir Haber mi?

Son günlerde birçok gazete, internet sitesi ve sosyal medya hesabı şu başlıkları attı:

"Bilim insanları cansız maddelerden canlı hücre üretti."

"Hayat artık laboratuvarda oluşturulabiliyor."

"Yaşamın sırrı çözüldü."

İlk bakışta bu ifadeler oldukça etkileyici görünüyor. Hatta bazı çevreler bunu, "Artık canlıların yaratılmasına gerek olmadığı anlaşıldı." şeklinde yorumlayarak evrim teorisi adına büyük bir zafer gibi sunmaya çalışıyor.

Fakat bilimsel araştırmanın ayrıntıları incelendiğinde, manzaranın çok farklı olduğu görülmektedir.

Araştırmanın kendi başlığı bile iddia edildiği gibi "ilk canlı hücre üretildi" dememektedir. Makalenin adı "A Chemically Defined Synthetic Cell Capable of Growth and Replication" yani "Büyüyebilen ve çoğalabilen kimyasal olarak tanımlanmış sentetik bir hücre" şeklindedir. Araştırmacılar "sentetik hücre" ifadesini özellikle kullanmaktadır. Buna rağmen bazı medya organlarının bunu "cansız maddelerden canlı üretildi" şeklinde sunması, bilimsel makalenin kullandığı teknik ifadeden daha ileri bir yorumdur.

Gerçekte yapılan çalışma, "yoktan bir canlı meydana getirmek" değildir.

Aksine, son derece karmaşık biyolojik parçaların, yüksek teknolojiye sahip laboratuvarlarda, onlarca bilim insanının yıllar süren çalışmasıyla belirli bir plan doğrultusunda bir araya getirilmesidir.

Bu durum ise tesadüfü değil; planı, bilgiyi ve düzeni göstermektedir.

Araştırmanın Amacı Neydi?

Araştırmacılar, canlı hücrelerin nasıl çalıştığını daha iyi anlayabilmek amacıyla "sentetik hücre" adı verilen deneysel sistemler geliştirmektedir.

Bu çalışmaların amacı;

* hücre içerisindeki biyokimyasal olayları incelemek,

* ilaç geliştirmek,

* genetik hastalıkları anlamak,

* biyoteknoloji uygulamalarını ilerletmek

gibi bilimsel hedeflerdir.

Yani araştırmanın amacı "hayatı yoktan üretmek" değildir.

Araştırmacılar da bilimsel makalelerinde bunu "synthetic cell", "minimal cell" veya "cell-like system" gibi ifadelerle tanımlamaktadır.

Deneyde Neler Kullanıldı?

Deneyde kullanılan malzemelerin tamamına yakını zaten biyolojinin bilinen yapı taşlarıdır.


Araştırmacılar;

* fosfolipitlerden hazırlanmış hücre zarı,

* sentetik olarak üretilmiş DNA,

* RNA molekülleri,

* ribozomlar,

* tRNA'lar,

* yaklaşık 36 farklı enzim,

* ATP gibi enerji molekülleri,

* amino asitler,

* nükleotidler,

* magnezyum ve potasyum iyonları,

* protein sentez sistemleri (PURE sistemi)

gibi önceden hazırlanmış bileşenleri kullanmışlardır.

Bunların her biri, hücrenin çalışması için zaten gerekli olan son derece karmaşık moleküler makinelerdir.

Yani araştırmacılar boş bir laboratuvarda atomlardan başlayıp yeni bir canlı meydana getirmemiştir.

Tam tersine, yaşamın çalışması için gerekli olan biyolojik sistemleri önceden hazırlayıp belirli bir düzen içerisinde bir araya getirmişlerdir.

Deney Nasıl Gerçekleştirildi?

Öncelikle yağ moleküllerinden küçük zar kesecikleri oluşturuldu.

Ardından bu zarların içerisine DNA, RNA, ribozomlar, enzimler, amino asitler ve diğer biyolojik bileşenler tek tek yerleştirildi.

Daha sonra;

* uygun sıcaklık,

* uygun pH,

* uygun tuz dengesi,

* gerekli enerji kaynakları,

* uygun kimyasal ortam

araştırmacılar tarafından hassas biçimde ayarlandı.

Bu kontrollü ortamda DNA belirli proteinleri üretmeye başladı.

Sistem büyüdü ve belirli şartlar altında bölünmeye benzer davranışlar gösterdi.


Fakat deneyin her aşaması araştırmacılar tarafından planlandı, tasarlandı ve kontrol edildi.

Peki Gerçekten "Cansız Maddelerden Canlı" mı Üretildi?

İşte bütün tartışmanın düğüm noktası burasıdır.

Araştırmacılar;

* atomlardan başlayarak yeni bir hücre oluşturmadılar,

* doğada kendi kendine oluşan ilk canlıyı üretmediler,

* hiçbir müdahale olmadan çalışan bağımsız bir yaşam meydana getirmediler.

Yaptıkları şey;

hazır DNA'yı,

hazır ribozomları,

hazır enzimleri,

hazır enerji sistemlerini,

hazır zar yapılarını,

hazır biyolojik makineleri

bir araya getirerek kontrollü şartlarda çalışan sentetik bir sistem kurmaktır.

Bu nedenle "cansız maddelerden canlı üretildi" ifadesi, yapılan araştırmanın teknik kapsamını aşan bir yorumdur.

Burada Asıl Düşünülmesi Gereken Nedir?

Bu deneyin gerçekleşebilmesi için;

* onlarca uzman bilim insanı,

* milyonlarca dolarlık laboratuvar,

* son teknoloji cihazlar,

* yıllar süren araştırmalar,

* hassas hesaplamalar,

* ayrıntılı mühendislik çalışmaları


gerekmiştir.


Yani ortaya çıkan sistem, yüksek seviyede bilgi, planlama ve kontrol gerektirmektedir.

Peki böylesine hassas bir düzen, akıllı insanların yıllarca çalışmasını gerektiriyorsa; bundan çok daha üstün, çok daha kompleks ve trilyonlarca kimyasal reaksiyonu aynı anda yöneten gerçek bir canlı hücrenin hiçbir plan ve yönlendirme olmadan kendiliğinden ortaya çıktığını söylemek ne kadar tutarlıdır?

Bu soru üzerinde samimiyetle düşünmek gerekir.


Günümüz Teknolojisinden Birkaç Örnek

Bir mühendis;

işlemciyi,

anakartı,

RAM'i,

ekran kartını,

güç kaynağını

bir araya getirerek çalışan bir bilgisayar üretebilir.

Fakat hiç kimse bundan;

"Silisyum atomları kendi kendine bilgisayar oluşturabiliyor."

sonucunu çıkarmaz.


Çünkü ortada bilinçli bir mühendislik vardır.

Bir otomobil fabrikasında binlerce parça büyük bir hassasiyetle monte edilir.

Sonunda kusursuz çalışan bir otomobil ortaya çıkar.

Hiç kimse;

"Demir cevheri, cam ve petrol bir gün tesadüfen birleşip otomobil oldu."

demez.

Çünkü herkes bunun akıl, bilgi ve planlama gerektirdiğini bilir.

Bugün bir cep telefonu üretmek için binlerce mühendis yıllarca çalışmaktadır.

Telefonun içine yerleştirilen milyonlarca transistör rastgele değil; kusursuz bir plana göre yerleştirilmiştir.

Hiç kimse;

"Kum taneleri zamanla kendi kendine akıllı telefon oldu." iddiasını ciddiye almaz.


Hücre Bunların Hepsinden Daha Karmaşıktır

Modern biyoloji artık biliyor ki tek bir canlı hücre;

* bilgi depolamaktadır,

* enerji üretmektedir,

* hata düzeltmektedir,

* haberleşmektedir,

* üretim yapmaktadır,

* kendini onarmaktadır,

* çevresini algılamaktadır,

* binlerce kimyasal reaksiyonu aynı anda yönetmektedir.

Bugün dünyanın en gelişmiş fabrikaları bile bu seviyede kendi kendini yöneten bir sistem kuramamaktadır.

İşte laboratuvarda yapılan çalışmalar da aslında bunu göstermektedir.

Bilim insanları, hücrenin yalnızca bazı işlevlerini taklit edebilmek için bile yıllarca çalışmakta, çok gelişmiş teknoloji kullanmakta ve önceden hazırlanmış biyolojik sistemlere ihtiyaç duymaktadır.

Bu gerçek, canlılığın ne kadar olağanüstü bir düzen içerdiğini daha açık biçimde ortaya koymaktadır.

Bu çalışma biyomühendislik açısından önemli bir bilimsel gelişmedir.

Fakat;

* yaşamın tesadüfen ortaya çıktığını göstermemektedir.

* ilk canlı hücrenin doğal süreçlerle oluştuğunu ispatlamamaktadır.

* "artık canlı yaratıldı" iddiasını doğrulamamaktadır.

Daha doğru ifade şudur:

Araştırmacılar, önceden hazırlanmış biyolojik bileşenleri, son derece hassas laboratuvar şartlarında ve bilinçli bir tasarım doğrultusunda bir araya getirerek bazı hücresel işlevleri yerine getirebilen sentetik bir sistem geliştirmişlerdir.

Bu çalışma, hayatın kökeni problemini çözmüş değildir. Ancak canlı hücrenin ne kadar olağanüstü bir organizasyona sahip olduğunu ve onu taklit etmeye çalışan bilim insanlarının bile ne kadar ayrıntılı bir planlama ve mühendislik yapmak zorunda kaldığını bir kez daha göstermektedir.

Bütün Bu Gerçekler Bize Neyi Gösteriyor?

Bilim insanları bugün, canlı hücrenin yalnızca bazı özelliklerini taklit edebilmek için;

-dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarını kuruyor,

-milyarlarca dolarlık teknoloji kullanıyor,

-yüzlerce araştırmacıyla yıllarca çalışıyor,

-hücrenin her parçasını tek tek tasarlıyor,

uygun sıcaklığı, uygun kimyasal ortamı, uygun enerjiyi sürekli kontrol ediyor.

Bütün bunların sonunda ise ortaya çıkan sistem, hâlâ gerçek bir canlı hücrenin sahip olduğu olağanüstü özelliklerin yalnızca küçük bir kısmını yerine getirebiliyor.

Şimdi şu soruyu samimiyetle düşünelim.

Eğer böylesine sınırlı bir sistemi meydana getirebilmek için bu kadar bilgi, bu kadar teknoloji, bu kadar planlama ve bu kadar akıl gerekiyorsa...


Milyarlarca yıldır kusursuz şekilde çalışan gerçek bir hücrenin hiçbir bilgi olmadan, hiçbir plan olmadan, hiçbir yönlendirme olmadan kendi kendine oluştuğunu söylemek ne kadar akla uygundur?

Bir bilgisayar gördüğümüzde mühendisini kabul ediyoruz.

Bir otomobil gördüğümüzde tasarımcısını kabul ediyoruz.

Bir gökdelen gördüğümüzde mimarını kabul ediyoruz.

Bir cep telefonu gördüğümüzde onu üreten mühendisleri sorgulamıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki bilgi, plan ve düzen; tesadüfün değil, aklın eseridir.

Peki bütün insan teknolojisinin hâlâ tam olarak kopyalayamadığı, her saniye milyonlarca işlemi aynı anda gerçekleştiren, kendi enerjisini üreten, kendi kendini onaran, bilgi depolayan, hata düzelten ve çoğalabilen canlı hücreyi gördüğümüzde neden farklı düşünelim?

Bilim ilerledikçe tesadüfün gücü artmıyor.

Tam aksine, canlılığın ne kadar üstün bir bilgiye, ne kadar kusursuz bir düzene ve ne kadar olağanüstü bir yaratılışa sahip olduğu daha açık görülüyor.

Bugün laboratuvarda yapılan bu çalışmalar da aslında bunu göstermektedir.

Bilim insanları hayatı yoktan meydana getirememiştir.

Hayatın işleyişindeki bazı sistemleri anlamaya ve onları taklit etmeye çalışmışlardır.

Üstelik bunu yaparken de yine canlılardan alınan bilgilerden, hazır biyolojik sistemlerden ve son derece hassas mühendislik yöntemlerinden faydalanmışlardır.

Dolayısıyla bu çalışma, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi "hayatın tesadüfen oluştuğunu" değil; aksine canlılığın ne kadar olağanüstü bir organizasyona sahip olduğunu göstermektedir.

Kur'an'da Allah, insanları yaratılış delilleri üzerinde düşünmeye şöyle davet eder:

"Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır." (Âl-i İmrân, 190)

Ve yine Rabbimiz şöyle buyurur:

"Yeryüzünde kesin bilgiyle inananlar için ayetler vardır. Kendi nefislerinizde de. Hâlâ görmeyecek misiniz?" (Zâriyât, 20-21)

Canlı hücre de bu ayetlerden biridir.

İnsan onu inceleyebilir, parçalarını tanıyabilir, bazı sistemlerini laboratuvarda taklit edebilir.

Fakat her yeni keşif, canlılığın arkasındaki ilmin, kudretin ve kusursuz yaratılışın daha iyi anlaşılmasına vesile olmaktadır.


Çünkü hayat, rastgele kimyasal reaksiyonların değil; her şeyi ilmiyle kuşatan, her şeyi bir ölçüyle yaratan Yüce Allah'ın eseridir.

Yorum Gönder

0 Yorumlar