Kuran’da yer alan birçok kıssa, gerçek yakınlığın kan bağıyla değil, iman ve takvayla kurulduğunu göstermektedir. Peygamberlerin hayatları bu hakikatin en açık örnekleriyle doludur:
Hz. Nuh Ve Oğlu Kıssası, İman Bağı Olmadığında Gerçek Yakınlığın Da Olmadığını Göstermektedir
Hz. Nuh’un oğlu onun öz oğluydu. Aynı evde büyümüş, uzun yıllar birlikte yaşamışlardı. Aralarında kan bağı vardı ama iman bağı yoktu. Tufan sırasında Hz. Nuh oğlunu kurtarmak istedi:
“… Ey oğlum! Bizimle beraber bin, kafirlerle beraber olma!” (Hud Suresi, 42) dedi, ama oğlu inkarı seçti ve bu nedenle tufanda helak edilenlerden oldu. Hz. Nuh oğlunu kurtarmak istediğinde Allah ona şöyle buyurdu:
“Ey Nuh! o senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı salih olmayan bir iştir.” (Hud Suresi, 46)
Bu ayet son derece açıktır. Allah Kuran’daki bu kıssa ile bir kez daha iman edenler için biyolojik bağın değil, iman bağının esas alındığını ortaya koymuştur. Demek ki bir insanın aynı soydan gelmesi onu Allah Katında otomatik olarak “yakın” yapmamaktadır. İnsan Allah’a ne kadar yakınsa, gerçek yakınlık da o kadar vardır.
Hz. Yakup’un Hz. Yusuf’a Olan Sevgisi: Allah’a Yakın Olan Daha Çok Sevilir
Hz. Yakup’un birçok oğlu vardı. Buna rağmen oğulları kendi aralarında konuşurken babalarının Hz. Yusuf ve Hz. Bünyamin’i kendilerinden daha çok sevdiğini söylemişlerdir. Kuran’da onların şu sözleri aktarılmaktadır:
“Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz kalabalık bir topluluğuz. Şüphesiz babamız apaçık bir yanılgı içindedir.” (Yusuf Suresi, 8 )
Bu ayet dikkatle incelendiğinde kardeşlerin bakış açısıyla Hz. Yakup’un bakış açısı arasındaki fark görülmektedir. Kardeşler sayıca fazla olmalarını ve aynı aileden gelmelerini ölçü kabul etmektedirler. Ancak Hz. Yakup’un ölçüsü bunlar değildir. Hz. Yusuf ve Hz. Bünyamin’in dürüstlükleri, samimiyetleri ve Allah’a bağlılıkları onları babalarının yanında farklı bir konuma getirmiştir. Nitekim diğer kardeşlerin karakterleri de daha sonra ortaya çıkmıştır. Kendi kardeşlerini kuyuya atmayı planlamış, onu babalarından ayırmış ve yıllarca yalan söylemişlerdir. Bu durum onların takva bakımından ne durumda olduklarını göstermektedir.
Dolayısıyla Hz. Yakup’un Hz. Yusuf’a olan sevgisi yalnızca bir babanın evladına duyduğu doğal sevgiden ibaret değildir. Aynı zamanda salih ve temiz karakterli, güzel ahlaklı bir mümine duyulan yakınlığın bir göstergesidir. Burada da ölçünün kan bağı değil, takva olduğu görülmektedir.
Hz. Yusuf’un Hz. Bünyamin’e Olan Sevgisinin Sebebi, Onun Güzel Ahlakı Ve Takvasıdır
Hz. Yusuf’un hayatında da aynı sevgi ölçüsü açıkça görülmektedir. Hz. Yusuf, çok sayıda kardeşi bulunmasına rağmen, yıllar sonra Mısır’da güç ve imkan sahibi olduğunda kardeşlerinin tamamına aynı yakınlığı göstermemiş, özellikle Hz. Bünyamin’i koruyup gözetmiştir. Çünkü Hz. Bünyamin kardeşlerinin işlediği zulümlere ortak olmamış, dürüstlüğünü ve güzel ahlakını korumuştur. Bu durum da sevgi ve yakınlığın yalnızca aynı anne ve babadan gelmeye dayanmadığını göstermektedir.
Hz. İbrahim’in Babasıyla İlişkisi De Aynı Gerçeği Göstermektedir
Hz. İbrahim, babasının hidayete ermesini çok istemiştir. Ona yıllarca tebliğ yapmış, saygılı ve güzel bir üslupla yaklaşmıştır. Hatta bir dönem onun için dua da etmiştir. Ancak babasının Allah’a düşmanlıkta ısrar ettiği açıkça ortaya çıkınca artık onun için bağışlanma dilemeyi bırakmıştır. Allah bu durumu şöyle haber vermektedir:
“İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi, sadece ona verdiği bir söz sebebiyledir. fakat onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca ondan uzaklaştı.” (Tevbe Suresi, 114)
Bu ayet son derece önemlidir. Çünkü Hz. İbrahim, öz babası olmasına rağmen Allah’a karşı mücadele eden bir kimseyi sırf akrabalık sebebiyle desteklememiştir. Burada da iman bağının kan bağından önde olduğu açıkça görülmektedir.
Hz. Nuh Ve Hz. Lut’un Hanımları Da Bu Konunun Delillerindendir
Kuran’da Allah, Hz. Nuh’un ve Hz. Lut’un eşlerini de örnek vermektedir. Her ikisi de peygamber hanımı olmalarına rağmen, akrabalık bağının bir önemi olmamış; iman etmedikleri için kurtulanlardan olmamışlardır. Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah inkar edenlere Nuh’un karısıyla Lut’un karısını örnek verdi…”(Tahrim Suresi, 10) Bu kadınlar peygamberlerin en yakınında yaşamışlardır. Eşleri peygamberdir. Aynı evde uzun yıllar birarada bulunmuşlardır. Buna rağmen iman etmedikleri için kurtuluşa erememişlerdir. Eğer yakınlığın ölçüsü kan bağı veya aile bağı olsaydı, öncelikle onların kurtulması gerekirdi. Ancak Allah bir kez daha gerçek ölçünün iman olduğunu göstermiştir.
Peygamber Efendimiz (Sav)’İn Amcası Örneği De Aynı Hakikati Ortaya Koymaktadır
Peygamber Efendimiz (sav)’in amcası Ebu Talib, hayatı boyunca Resulullah’ı korumuş, ona destek olmuş ve müşriklerin saldırılarından muhafaza etmiştir. Buna rağmen iman etmemiştir. Resulullah (sav) onun hidayete ermesini çok istemiş, son nefesine kadar iman etmesi için çaba göstermiştir. Ancak hidayet Allah’ın elindedir. Bunun üzerine Allah şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Kasas Suresi, 56)
Bu ayet ile Allah Peygamberimiz (sav)’e, yakınlığın ve kurtuluşun ölçüsünün akrabalık değil iman olduğunu bildirmektedir.
Nitekim Resulullah (sav)’e en yakın olan kişiler amcaları veya diğer akrabaları değil; imanları, sadakatleri ve takvaları sebebiyle Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali olmuştur. Peygamberimiz (sav) onların fedakarlıklarını, sadakatlerini ve Allah’a olan bağlılıklarını esas almıştır.
Allah Peygamberimiz (Sav)’E Yakınlığı Kişinin Kendi Nefsinden Bile Daha Öncelikli Kılmıştır
Bu konudaki çok açık hükümlerden biri de Ahzab Suresi’nde şu ayet ile bildirilmiştir:
“Peygamber müminlere kendi nefislerinden daha evladır.”(Ahzab Suresi, 6)
Allah burada insanlara yalnızca anne-babalarından, kardeşlerinden veya akrabalarından değil, kendi nefislerinden bile daha öncelikli görmeleri gereken bir sevgi ve bağlılık ölçüsü öğretmektedir. İnsan için dünyadaki en yakın varlık kendi nefsidir. İnsan çoğu zaman kendi menfaatini, kendi rahatını ve kendi çıkarını öncelikli görmeye eğilimlidir. Buna rağmen Allah, Peygamber’e olan bağlılığın kişinin kendi nefsinden bile daha önde olması gerektiğini bildirmektedir.
Bu hüküm, sevginin ve yakınlığın ölçüsünün kan bağı olmadığını açıkça göstermektedir. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav), müminlerin çoğunun akrabası değildir. Buna rağmen Allah, müminlerden ona kendi nefislerinden daha fazla bağlılık göstermelerini istemektedir. Eğer yakınlığın ölçüsü akrabalık olsaydı, kişinin anne-babası, kardeşi veya akrabaları Peygamber’den daha öncelikli olurdu. Oysa Allah tam tersini bildirmektedir.
Bu ayetten de açıkça anlaşılmaktadır ki; İslam’da sevginin, bağlılığın ve yakınlığın temel ölçüsü biyolojik yakınlık ve kan bağı değil Allah’a yakınlık, iman ve takvadır.
Bir İnsan Allah’a Ne Kadar Yakınsa, Müminlerin Sevgisine Ve Yakınlığına Da O Kadar Layıktır
Bu nedenle Müslümanların, akrabalık bağını bütünüyle yok saymadan fakat onu iman kardeşliğinin önüne de geçirmeden hareket etmeleri gerekir. Akrabalara iyilik yapmak İslam’ın emridir; ancak müminler arasındaki kardeşlik, dayanışma ve yakınlık takva esasına göre değerlendirilmelidir. İslam’ın ortaya koyduğu ölçü budur.
Kuran’da, “Allah Katında en üstün olanınız, takvaca en üstün olanınızdır” buyrulmaktadır. Bu sebeple bir Müslümanın yakınlığı ve sevgisi öncelikle takva ve iman esasına göre şekillenmelidir.
Yorum Gönder
0
Yorumlar
Bu Blogda Ara
Casiye Suresi 4. Ayet
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.
Dedi ki: "Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa? Ben, size yasakladığım şeylere (kendim sahiplenmek suretiyle) size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim başarım ancak Allah iledir; O'na tevekkül ettim ve O'na içten yönelip-dönerim."
0 Yorumlar